Mutluluk konusunda onlarca, hatta yüzlerce farklı tanıma rastlamak mümkün. Peki hangi tanım doğru, hangisine inanacağız. Hepsi de doğru olabilir. Çünkü mutluluk göreceli bir kavramdır. Kime göre neye göre diye sormayın. Herkesin bakış açısına göre değişir. Bundan dolayı göreceli dedik ya. Genel olarak insanın arzu ve isteklerini gerçekleştirerek tatmin olma ölçüsüdür diyebiliriz. Eğer tam mutluluğu 100 birimle ifade edersek. Bir insanın bir işten aldığı tatmine 90 puan verirken, başka birisi o işi çok saçma görebilir ve 5 puan bile vermez, hatta o eylemden mutsuz bile olabilir. Burada senin mutlu olmak için nasıl bir kriter koyduğun önemlidir. Beklentilerin mutluluğun ölçüsüdür. Mutlu olmak senin için; İyi bir meslek-kariyere sahip olmak, 20 yıl boyunca çalışıp bir ev bir araba sahibi olmak ya da ünlü olmak. Başkası için mutluluk çok para sahibi olmak değil, toplumsal statü sahibi olmak olabilir. Mutluluk da başarıda bir seçimdir aslında. Bugün yaşadıklarımız dün yaptığımız seçimlerin sonucudur, bugünkü seçimlerimiz ise yarın sonuç olarak karşımıza çıkacaktır. Yani yarınını bugün inşa ediyorsun.
Sadece akli dengesi yerinde olmayanlar ömrü boyunca aynı ruh hali içinde yaşar.

Bir İnsan Sürekli mutlu Olabilir mi?
Mutluluk anlıktır, bir insan devamlı aynı ruh hali içinde bulunması mümkün değildir. Hiçbir ruh hali sonsuza denk devam etmez. Sadece akli dengesi yerinde olmayanlar ömrü boyunca aynı ruh hali içinde yaşar. Doğaya bile baktığımız da dört mevsim vardır. İlkbahar- yaz, sonbahar -kış. Eğer bir yere sürekli yağmur yağarsa orası bataklık olur. Ya da sürekli güneşli olursa orası çöl olur. Ondan dolayı ara mevsimler vardır ne çok soğuk ne de çok sıcak. İlkbahar ve sonbahar gibi. İnsanda hayatın da bazen çok hüzünlü, bazen de çok mutlu anları olacak. Bazen de normal hayatını devam ettirecektir. Tatminsizlik ve huzursuzluk insan doğasına ait özelliklerdir ve tutarlı bir mutluluğun bileşenleridir diyebiliriz. Eğer mutluluk varılacak bir durak olsaydı bu durağa bir defa ulaştıktan sonra yapmamız gereken bir şey kalmazdı. Ve hayatımızın anlamı kalmazdı. Hayat, anlam arayışı sürdüğü müddetçe anlam kazanır. Sonuç olarak bir insan sürekli mutlu olacak diye bir kaide yoktur. Bu insanın doğasına aykırıdır.
Dikkat ederseniz her problem yaşadığımızda ve ardından o problemi çözdüğümüzde mutlu oluruz. Ve bir süre sonra mutluluk hazzı biter normal yaşantımıza döneriz. Örnek verelim; Bir öğrenci üniversite sınavına hazırlanır zorlu bir süreç geçirir ve sınavı kazanır. Hedefine ulaştığı zaman dünyalar onun olur. İstediği üniversiteye girer. Bitti mi? Artık ömür boyu mutlu mu bu genç arkadaşım? Hayır. Sonra başka sınavlar olacak, bitirince meslek sınavlarına girecek. Mutluluğun devamı için başka bir problemi daha çözmesi gerekecek. Bir problemin çözümü bir sonraki problemi yaratır. Sorunsuz bir hayat umut etmek yerine; iyi sorunlarla dolu bir hayat dilemek daha makuldür. Mutluluk mücadele gerektirir. Mutluluk çektiğin ıstırabın meyvesidir. Ama bizler genelde sonucun iyi olmasını arzu ederiz. O sonuca götürecek süreçte, yolda yaşanacakları gönüllü değiliz. Kısaca sürece değil sonuca aşığız. Aslında mutluluğun formülü oldukça basit: Sorunu çöz mutlu ol. Yalnız bu formül iki tür insan için geçerli değildir.
1-Sorunu kabul etmek yerine inkâr edenler.
2- Sürekli şikâyet edenler. Başına gelen her şeyden başkasını sorumlu tutanlar. Mutluluğu dış faktörlere bağlı olarak görenler. Eğer şu olsaydı bunu yapardım diyenler.
Bir problemin çözümü bir sonraki problemi yaratır. Sorunsuz bir hayat umut etmek yerine; iyi sorunlarla dolu bir hayat dilemek daha makuldür.
Bugünkü endişelerin yarın başına gelecekleri engellemez. Elinizden olmayan şeyler için üzülmek beyhudedir. Eğer mutluğununuz sizin dışınızdaki faktörlere bağlıysa kaybetmeye mahkumsunuz. Bu faktör para ise bugün var, yarın olmayabilir. Eğer bütün varım yoğum ailemdir diyorsan, Allah korusun yarın bir kaza olur sevdiğinin başına bir şey gelebilir. O zaman bellini doğrultman mümkün olmaz. Dolayısıyla içe dönek kriterlerin olması lazım. Allah herkese bir ömür vermiş herkes kendi kaderini yaşar. Kendi hayatını başkasına kurban etmeye hakkın yoktur en sevdiğin bile olsa.
O: Olay T: Tepki S: Sonuç
İnsanların başına bir olay geldiğinde (ölüm dışında) olay değil, olaya verdiğin tepki sonucu belirler. Aynı olayı yaşayan iki kişi farklı tepkiler verdiğinde, sonuçlar da farklı olur. Ziya Şakir derki; Aslında hayatta sorun yoktur bir durum vardır sadece. Yani şimdi içinde olduğunuz bir durum var onu halletmeniz gerekiyor ve halledince sorunda kalmıyor. Mutlu olmak ya da olmamak tamamen sizin bakış açınıza bağlı. Hani derler ya “elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür. “ Mutluluğunuz için elinizdeki çekici yavaşça yere bırakın şimdi.
Mutluluğun herhangi bir kuralı yoktur. Materyalist dünyanın sizi esir almasına izin vermeyin. Size bize dayatılan güzellik/ mutluluk algısına yenik düşmeyin. Mutluluğunuz kendinizi olduğunuz gibi kabul etmektir. Çevrenin algısına, baskısına göre yaşantınızı dizayn etmeden yaşamaktır. Yani “mış” gibi yaşamamaktır. 60-70 yaşınıza geldiğinizi bir köşeye çekildiğinizi, ya da bir fatura, ekmek vs. kuyruğunda beklerken hayal edin ve merhum Doğan Cüceloğlu’nun ifade ettiği gibi kendimize şu soruyu sorduğumuzu hayal edelim. “Ben yaşadım mı be! Bu yaşadığım hayat benim hayatım mıydı.” Yoksa başkası ne der diye mi yaşadım. Kendim için mi yoksa başkası için mi yaşadım. Şimdi o yaşa gelmeden önce o soruları kendinize sorun. Kendi potansiyelimin farkında mıyım? Potansiyelimi keşfetmek için ne yapıyorum. Kendinize yatırım yapın. Kendinizi gerçekleştirmek için çalışın o zaman gerçek mutluluğu bulursunuz. Unutmayın, keşkeler ağacı hiçbir zaman yeşermez dostlar.